Ana Sayfa Genç BEYSADlılarMerve Yorgancılar Işıtmak ile Söyleşi

Merve Yorgancılar Işıtmak ile Söyleşi

Ming Kurucusu; Genç BEYSADlılar ve BEYSAD Yönetim Kurulu Yedek Üyesi

yazar Serkan
41 görünümler

Üretimde Dijital Dönüşümün Eksik Halkası: Çalışan Deneyimi

Dijital dönüşümü bugün nereye konumlandırıyorsunuz? Kurumlar için ne ifade ediyor?

Dijitalleşme uzun yıllar boyunca kurumların operasyonel hızını artıran bir araç olarak konumlandı. Günümüzde ise kurumsal dayanıklılığın temel belirleyicisi haline geldi. Artık meselenin süreçleri otomatikleştirmek olmadığını düşünüyorum. Dijital dönüşümün hedefinde değişken ekonomik koşullara, siber tehditlere, yetenek savaşlarına ve sürdürülebilirlik baskılarına karşı organizasyonları dirençli kılmak var.

Şirketlerin dijitalleşme süreçlerinde sürdürülebilirliği sağlamak neden bu kadar kritik hale geldi?

Sürdürülebilirlik artık çevresel etkileri azaltmanın çok ötesinde; veri bütünlüğü, kapsayıcı erişim, şeffaf süreç yönetimi ve uzun vadeli kültürel dönüşüm gibi unsurları kapsayan bir gereklilik. Çalışan verisinin onlarca sistemde dağınık olduğu ortamlarda dijitalleşme görünürde ilerler fakat sürdürülebilir olmaz. Ming’in yaklaşımı bu nedenle tekil çalışan kimliği, sürekli veri akışı ve erişilebilir arayüz üzerine kurulu. Kurumsal mail adresi olmadan tüm çalışanların bordrodan izin yönetimine, öneri sisteminden üretim verilerine kadar aynı platformdan sürece dahil olması sürdürülebilir dijitalleşmenin en somut örneği. Bu yapı hem kurumların kaynak maliyetini hem de karbon maliyetini ciddi biçimde düşürüyor.

Peki sahaya inince nasıl bir tabloyla karşılaşıyorsunuz? Şirketlerin en sık yaptığı hatalar neler?

Sanayi şirketleri son yıllarda dijital dönüşüm için ciddi yatırımlar yapıyor: ERP, üretim takip yazılımları, insan kaynakları platformları, veri analitiği. Ama sahaya inince ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz; sistemler dijitalleşirken çalışan deneyimi aynı hızla dönüşemiyor. Birçok üretim tesisinde izin talepleri hâlâ kağıtla takip ediliyor, duyurular panodan okunuyor, geri bildirim çoğu zaman yönetime ulaşamadan kayboluyor. Bir tarafta milyonlarca liralık sistem yatırımı, diğer tarafta analog kalmış bir günlük deneyim.

En sık yapılan hata, dijital dönüşümü bir IT yatırımı olarak görmek ve kültürel dönüşüm boyutunu görmezden gelmek. Türkiye’de mavi yaka çalışanların kurumsal e-posta sahibi olmaması tipik bir örnek; çalışan sisteme ulaşamıyorsa veri girişleri kesiliyor, raporlama bozuluyor, süreçler kâğıda geri dönüyor. Ming’in mail gerektirmeyen mimarisi ve SAP, HRMS, PDKS, Active Directory gibi sistemlerle kurduğu entegrasyonlar tam olarak bu sorunu çözüyor. Bir diğer kritik hata ise veri orkestrasyonunu planlamadan sistem eklemeye devam etmek. Performans, eğitim, öneri, vardiya, iletişim, iş güvenliği gibi uygulamaların birbirinden kopuk çalışması sürdürülebilir dijitalleşmenin önündeki en büyük engel. Bunun yanında güvenliğin bireysel uygulamalara bırakılması da büyük bir risk. WhatsApp gibi platformlarda yürüyen iç iletişim hem KVKK riskine hem de kontrolsüz bilgi akışına neden oluyor. Ming’in denetlenebilir ve uçtan uca şifreli iletişim altyapısı bu riskleri tamamen ortadan kaldırıyor.

Veri mimarisinin bu dönüşümdeki rolünü ve yapay zekâyla ilişkisini nasıl kuruyorsunuz?

Günümüz dijital dönüşümünün merkezinde veri var. Ancak veri tek başına değer üretmez. Dağınık, kopuk ve bağlamdan uzak veri, karar kalitesini artırmak yerine karmaşayı büyütür. Kurumların bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri de bu; insan kaynakları, üretim, operasyon, iletişim ve güvenlik verilerinin onlarca sistemde parçalı şekilde tutulması. Görünürde dijital olan bu yapı gerçekte sürdürülebilir değil.

Yapay zekâya karşı değiliz; tam tersine, geleceğin önemli bölümünün orada olduğuna inanıyoruz. Ama yapay zekânın değer üretebilmesi için önce doğru, bütünleşik ve erişilebilir veriye ihtiyaç var. Eğer performans verisi bir sistemde, devamsızlık kaydı başka bir sistemde, eğitim geçmişi farklı bir platformda tutuluyorsa ortaya çıkan analiz eksik bir resim sunar. Bu nedenle geliştirdiğimiz Data Orchestration Layer, ERP, HRMS, PDKS ve IoT sistemlerinden gelen veriyi tek çalışan kimliğinde birleştiriyor. Turnover riski, motivasyon eğrileri, vardiya bazlı performans dalgalanmaları ya da iş güvenliği eğilimleri bu bütünsel veri akışı sayesinde erken aşamada tespit edilebiliyor. Ayrıca yöneticilerin veri analisti olmadan sistemle konuşabilmesi karar süreçlerini hızlandırıyor. “Son üç ayda devamsızlık artışı olan ekipler hangileri?” gibi sorular anlık olarak yanıtlanabiliyor. Böylece veri, rapor dosyalarında bekleyen pasif bir unsur olmaktan çıkıp yönetsel refleksin aktif parçasına dönüşüyor. Biz önce veri katmanını kuruyoruz, yapay zekâyı üzerine ekliyoruz. Burada çizgimiz net: bireysel gözetim değil, takım ve kurum düzeyinde anonimleştirilmiş içgörü — KVKK ve çalışan haklarıyla tam uyumlu.

Mavi yaka çalışanların dijital süreçlere erişimi konusunda ne söylersiniz?

Çözmek istediğimiz asıl mesele bir erişim meselesi. Dünya iş gücünün yaklaşık yüzde 80’ini masa başında çalışmayan insanlar oluşturuyor; ama kurumsal yazılımın büyük bölümü hâlâ beyaz yakaya yazılmış. Beyaz yakanın tek dokunuşla yaptığını, mavi yaka WhatsApp’la, kağıtla, tahminle yapıyor. Oysa bir çalışanın kendi iznine, bordrosuna, kurumuyla iletişimine erişebilmesi bir ayrıcalık değil, bir hak olmalı. Ming bu erişimi ilk kez sahadaki çalışana da açıyor. SAP, Active Directory ve benzeri altyapılarla kurulan entegrasyonlar sayesinde herkes aynı platformdan sürece dahil olabiliyor. Bu erişim aynı zamanda kurumun en değerli kaynağını görünür kılıyor: veriyi. Sahadaki çalışan yalnızca üretimin bir parçası değil; aynı zamanda en önemli veri üreticilerinden biri. Bir ramak kala bildirimi, bir öneri, bir geri bildirim, bir katılım verisi; yönetime operasyonel iyileştirme fırsatı sunan değerli sinyaller taşıyor. Ölçemediğiniz hiçbir şeyi yönetemezsiniz — göremediğiniz çalışanı da.

Ming’in oyunlaştırma yaklaşımı çalışan bağlılığını artırmada nasıl bir rol oynuyor?

Oyunlaştırmayı yalnızca motivasyon aracı olarak değil, iş süreçlerini kültürel dönüşümle birleştiren bir yapı olarak kurguluyoruz. Çalışanların vardiya düzenlerinden eğitim tamamlama oranlarına, öneri katkılarından iş güvenliği bildirimlerine kadar pek çok davranış doğal şekilde oyunlaştırma kurgularının bir parçası haline geliyor. Bu puanlar bireysel ödüllere ya da toplumsal faydaya dönüşebiliyor. Böylece çalışan katkısı görünür oluyor ve süreçlere katılım doğal bir döngüye evriliyor. Üstelik tüm bu davranışlar veriye dönüştüğü için kurumlar günlük performans eğrilerini, riskli davranışları, düşen moral noktalarını anlık olarak görebiliyor. Klasik yıl sonu performans sistemlerinin yerine sürekli gelişimi destekleyen, yaşayan bir kültür yönetim modeli oluşturuyoruz. Bu model hem çalışan deneyimini iyileştiriyor hem de kurumun gelecekteki sürdürülebilirliğini güçlendiriyor.

IoT ve otomasyon teknolojilerinin insan verisiyle ilişkisini nasıl kuruyorsunuz?

Üretim hatlarında robotik otomasyon giderek artıyor, depo yönetiminde otonom sistemler ve saha operasyonlarında sensör tabanlı IoT çözümleri hızla yaygınlaşıyor. Ancak bu teknolojilerin gerçek değeri, insan verisiyle entegre edildiğinde ortaya çıkıyor. Örneğin bir üretim tesisinde makine verimliliği yüksek görünebilir, ancak aynı vardiyada çalışan ekipte motivasyon düşüşü varsa sürdürülebilir performans sağlanamaz. IoT verileri ile çalışan davranış analitiğini bir araya getirmek operasyonel resmin tamamını görmeyi sağlar. Akıllı sistemlerin geleceği, insan-makine iş birliğini optimize eden hibrit modellerle şekilleniyor. Yapay zekâ destekli öneri motorları yöneticilere aksiyon planları sunarak karar yükünü hafifletiyor. “Bu ekipte iş güvenliği bildirimleri azaldı, eğitim modülü önerilir” gibi yönlendirmeler otonom sistemlerin insan merkezli kullanımına ilişkin önemli örnekler arasında yer alıyor.

Teknolojiyi merkeze alırken insan faktörünü göz ardı etmemek için nasıl bir denge kurmak gerekiyor?

Doğru denge, teknolojinin çalışan için görünmez; deneyimin ise görünür olduğu noktada kuruluyor. Dijitalleşme çalışanı zorlayan değil, hayatını kolaylaştıran bir yapıya sahip olmalı. Arayüzlerin erişilebilir ve kapsayıcı olması, çalışanların kendilerini ifade edebildiği alanlar sunması ve süreçlerin sadeleştirilmesi kritik. Bunun yanında veri toplama biçimi de insan odaklı olmalı. Biz yalnızca doldurulan formlara değil, davranış sinyallerine odaklanıyoruz. Anket doldurmayan ekiplerin etkileşim düzeyi, öneri göndermeyen departmanların iletişim yoğunluğu ya da vardiya bazlı motivasyon değişimleri önemli ipuçları taşır. Dijitalleşme çalışanı süreçten uzaklaştıran bir yapı kurduğunda sürdürülebilir olmaz. Katılımı artıran, erişimi demokratikleştiren ve veriyi anlamlandıran bir mimari ise kurumsal dayanıklılığı güçlendirir.

Son olarak, Ming olarak önümüzdeki dönemde hangi yenilikleri hayata geçirmeyi planlıyorsunuz?

Önümüzdeki dönemde vizyonumuz güçlü entegrasyon, davranış analitiği ve sektörel özelleştirme üzerine kurulu. Data Orchestration Layer’ın genişletilmesiyle ERP, PDKS, HRMS ve IoT sistemlerinden akan verinin Ming GPT ile doğal dilde sorgulanabilir hale gelmesi ve Insight Hub’da anlık analiz edilebilmesi dijitalleşmeyi sürdürülebilir bir modele taşıyacak. Ardından Behavioral Intelligence Layer devreye giriyor; turnover riski, devamsızlık tahmini, motivasyon eğrileri gibi modellerle kurumlara proaktif yönetim yeteneği kazandırıyoruz. Sistem yalnızca veri gösteren değil, yöneticilere öneri üreten bir yapıya evrilecek. “Bu vardiyada devamsızlık eğilimi artıyor, nedeni şu olabilir; istersen aksiyon planı oluşturayım” gibi öneriler dönüşümün yeni standardı olacak. Ming Chat’in ERP ve HR süreçlerinin iletişim omurgasına dönüşmesiyle kurumsal e-posta altyapılarına olan bağımlılığı da ortadan kaldırarak daha güvenli, daha düşük maliyetli ve daha çevreci bir model sunuyoruz.

Geleceğin organizasyonları veri akışını kesintisiz yöneten, güvenliği entegre şekilde ele alan, otonom sistemleri insanla uyumlu çalıştıran ve sürdürülebilirliği operasyonel kararların parçası haline getiren yapılardan oluşacak. Teknoloji yatırımlarının başarısı kültürel dönüşümle paralel ilerlemesine bağlı. Bu yolculukta veri zekâya, zekâ öngörüye, öngörü ise sürdürülebilir değere dönüşür. Biz de Ming olarak bu süreçte iş birliği yaptığımız kurumların işini kolaylaştırmak için çalışmaya devam edeceğiz.