Ana Sayfa Tecrübe Paylaşım SohbetleriKimler geldi kimler geçti | Hasan Basri Aksu | 1993-2014 BEYSAD Yönetim Kurulu Üyesi | BEYSAD Kurucu Üyesi |

Kimler geldi kimler geçti | Hasan Basri Aksu | 1993-2014 BEYSAD Yönetim Kurulu Üyesi | BEYSAD Kurucu Üyesi |

yazar Serkan
43 görünümler

İlk olarak okuyucularımıza sizi biraz tanıtarak başlayalım. Bize biraz kendinizden, eğitim ve çalışma hayatınızdan bahseder misiniz?

1947 yılında Nazilli’de doğdum… İlk ve orta öğrenimimi aynı şehirde tamamladıktan sonra 1965-1973 yılları arasında ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümü’ne devam edip yüksek lisansla mezun oldum…

Babam, orta karar bir manifaturacıydı… Haliyle, çocukluk ve ilk gençliğimde dükkanımızda ona yardımcı olmaya çalışırdım… Ki eğer iş hayatımda bir miktar başarılı olabilmişsem, bunda, o dükkânda edinmiş olduğum “ticari” ve “müşteri/insan ilişkileri” deneyimlerinin yanı sıra, sokakta, mahalle arkadaşlarımızla kendi çapımızda gerçekleştirmiş olduğumuz bazı “girişimcilik” örneklerinin de büyük katkısı olduğuna inanırım.

1973-1977 yılları arasında Arçelik’te, ilk 2 senesi Çayırova, son 2 senesi de o zaman yeni açılmış olan Eskişehir fabrikalarında çalıştım… Bu dönemlerin tam ortasına düşen 4 aylık bir sürede de kısa dönem askerlik yaptım (Bornova, Topçu); bunun sonrası, terhis olur olmaz da evlenerek Eskişehir’e yerleşip Arçelik’teki işime devam ettim.

1977 Haziran’ında, Arçelik’ten ayrılarak Sinter Metal’e katıldım… Burası, o zaman için 15-20 çalışanlı küçük bir yan sanayi şirketi olmasına rağmen, görünen potansiyeli ve bundan sonra kurulacak şirketlerde benim de ortak olabileceğim vaadinden etkilenmiştim, ki öteden beri kendi şirketimde bir şeyler yapabilmek hep aklımdaydı. Benim Sinter’e katılmamdan önce kurulmuş olan soğutma sanayi şirketi de kısa bir zaman sonra yurtdışından gelen makinelerle birlikte buzdolabı drayeri üretmeye başlayacaktı… Mevcut işlerin yanı sıra anahtar teslimi havai taşıma konveyörleri de imal etmeye başlamamız sonrası 1979 senesi Nisan ayında benim de küçük ortak olacağım Konveyör Sanayi Ltd. şirketini kuracaktık. Birkaç sene içinde Konveyör şirketinde fırın/ocak bek başlıklarının üretilmesine başlanacak, böylece bu şirketimiz de bir yan sanayi şirketi hüviyeti kazanacaktı…

Dolu dolu 10 sene çalışıp, bunun son 3-4 senesinde Genel Müdürlük de yaptığım bu orta karar yan sanayi şirketler grubunda, başlardaki iş ve müşteri portföyünün büyütülmesinin yanı sıra, o yılların Amerikan ambargosu nedeniyle yurtdışından temin edilemeyen askeri tank ve araçların kritik bazı aksamlarıyla, ithal edilmekte olan bir takım elektrik kontak elamanlarının üretilmesini de gerçekleştirmiştik. Bu süre sonunda değişen şartlar dolayısıyla ve büyük ortaklarla karşılıklı varılan bir mutabakatla Konveyör Sanayi Ltd. şirketinin hisselerinin tamamını devralarak -eşimle birlikte- şirketin tek sahipleri haline gelecektik (1988 senesi başı).

İşte, bugünkü manadaki Konveyör’ün kuruluş tarihi 1988 senesi başıdır denilebilir… Devralma sonrası; üretim ve kalite sorunlarının yanı sıra, eski ortaklardan alınmış hisselere karşılık imzalamış olduğumuz borç senetlerinin ödenebilmesi çabalarıyla da çok zorlu geçen ilk birkaç seneden sonra her şey kontrol altına alınabilmiş ve bugünlere ulaşabilmenin yolları döşenebilmiştir. Elbette, devralıştan bugünlere, inişleriyle çıkışlarıyla 40 yıla yaklaşan bu serüveni burada birkaç satırla anlatabilmek mümkün değildir.

Ama gelinen noktada Konveyör A.Ş.’nin; ülkemizdeki 5, Polonya’daki 1 işletmesi, toplamda 3 bine yakın çalışanıyla ve kararlılıkla yoluna devam etmekte olduğunu söyleyebiliriz.

BEYSAD, hayatınızın hangi aşamasında yaşamınıza katıldı?

BEYSAD’ın kuruluş hikayesini dinleyebileceğimiz ilk sıralardaki kişilerdensiniz muhakkak. BEYSAD nasıl, hangi düşüncelerle kuruldu? Kolayca kucak açıldı mı bu topluluğa?

Bu konuyu BEYSAD’ın 25. yıldönümünde çıkan dergimizde ayrıntılı bir şekilde yazmıştım. Kısaca tekrar etmek gerekirse, BEYSAD oluşumu ilk kez Arçelik tarafından önerilmiştir. 1993 yılı içinde bir yaz günü, zamanın satın alma yöneticisi Mehmet Ali Neyzi Bey’in daveti üzerine ofisine gittim. Hoş beşten sonra bana, mealen “Yardımcı sanayilerimizin bir araya gelip ortak menfaatleri doğrultusunda girişimlerde bulunabilmeleri için bir dernek kurmalarını öngörüyoruz, ne dersiniz?” dedi. Doğrusu, Arçelik’in kendi aleyhine olabilecek böyle bir girişimde bulunmasını pek mantıklı bulmamıştım ama bir yan sanayicilik terbiyesiyle ben de “Uygun olur, biz de katılırız” dedim.

Aradan çok geçmeden, gene Arçelik’in bir salonunda tahminen 50-60 yan sanayinin bir araya geldiği bir toplantı yapıldı ve BEYSAD ismiyle bir dernek kurulmasına karar verildi; dernek yönetim kurulu başkanı TEE’yi temsilen Ender Çakıroğlu olacaktı ve ilk kurucu yönetim kurulunda ben de yer alacaktım. Genel sekreterlik görevini ise Namık Ceylanoğlu üstlenecekti.

Kuruluştan kısa bir süre sonra; TEE’nin Topkapı yerleşkesindeki bir toplantı odasında ilk toplantımızı yaptık ve BEYSAD isimli bir dergi çıkarmak ve 1995 yılı Domotechnica Fuarı’na katılmak gibi 2 önemli karar aldık (3-4 aylık bir zaman kalmış olan 1994 yılı Paris fuarına yetişebilmemiz mümkün değildi).

BEYSAD oluşumuna ana sanayilerden tek karşı çıkan, zamanın (BSH öncesi) Profilo’su olmuştu. Bu şirketin hissedarlarından da olan bir yöneticisi, onlarla yoğun çalışmakta olan ve BEYSAD’ın kurucu yönetim kurulunda da bulunan Hasan Danişment arkadaşımıza “Siz sendika oluşturmuşsunuz, derhal o dernekten çıkacaksın!” şeklinde çıkışmıştı. Muhtemelen Profilo’nun BSH’a satılmış olduğu ve yönetimin de BSH’a devredilme aşamasında olmuş olan bu çıkışmanın hiçbir etkinliğini görmemiştik.

O yıllardaki siz büyüklerimizin STK vizyonu ile BEYSAD 33 yaşında. BEYSAD’ın kurucu üyelerinden biri olarak o yıllardan bu yıllara geldiğimiz noktayı bir dış göz olarak nasıl yorumlarsınız?

Yukarıda da değindiğim gibi, eğer BEYSAD’ın kuruluşunda bir “vizyon” söz konusu ise, bu vizyonun tamamen Arçelik’e ait olduğunu düşünmek gerekir. Daha, ilk yurtdışı fuar (Domotechnica-1995) katılımımızda gördüğümüz olağanüstü ilgi, Arçelik’in bizleri bir araya getirme öngörüsünde ne kadar haklı olduğunun ilk göstergesi olmuştu.

İlk fuarda, 20 civarı üyemiz toplu halde, sadece 9-10 m²’lik stantlarında boy göstermiş ve ihracat adına ilk adımlar atılmıştı… Takip eden her sene, bazı seneler 2 kez olmak üzere, biraz daha fazla üyeyle ve biraz daha büyük stantlarla fuar seferleri 2000 yılına kadar (dahil) devam etmişti. Aynı yıllar içinde Avrupalı büyük ana sanayilerden gelen talepler üzerine, onların bazen 7-8 kişiye varan ekiplerle İstanbul’a gelmeleri, ağırlanmaları ve üyelerimizle toplantılar yapmaları faaliyeti de organize edilmişti.

Her fuarda karşılaşılan yoğun ilgiye ve yapılan bu ziyaretlere rağmen, ihracatlarımızı kayda değer bir hale getirebilmek hiç de kolay olmamıştı. Söz gelimi, 2’nci veya 3’üncü fuar seferinden sonra, yönetim kurulunda bir arkadaşımızın herkesin ihracat potansiyelinin ne kadar olduğunu sorguladığını ve 2 milyona yakın bir rakam çıkması üzerine “Arkadaşlar yönetim kurulu olarak ilk ihracat hedefimiz, 2 sene içinde 5 milyon dolara ulaşmak olsun” dediğini iyi hatırlarım.

Eğer bugün, elbette çok büyük üyelerimizin de hatırı sayılır potansiyelleriyle, üyelerimizin toplam ihracatı milyar dolarla ölçülür bir seviyeye ulaşmışsa; bunun temelinde, 90’lı senelerde BEYSAD’ın gerçekleştirdiği ihracat seferberliklerinin büyük rolü olduğu tartışmasızdır.

BEYSAD daima ana sanayilerimize karşı eşit mesafede durageldiği gibi, ana sanayi-üye arasında olabilecek olası anlaşmazlıklarda da tarafsız kalmayı bilmiştir. Bu haliyle ve her sene organize edegeldiği Arama Konferansları, Sektör Buluşmaları gibi etkinliklere ana sanayilerimizin de gönüllü ve yoğun katılımlarını sağlayabilmiş olmakla BEYSAD, ülkemizde kayda değer bir beyaz eşya kümeleşmesi ve ekosistemi oluşmasında çok büyük bir rol oynamıştır.

Derneğimizin ilk yıllarında, bir genel kurul yapabilmek için 20-25 üyemizi zorluklarla bir araya getirebilirken; artık sayıları 200’ü aşmış olan üyelerimizin bugünkü etkinliklere katkıda bulunuyor ve çoklu katılımlarla salonları dolduruyor olmaları, bizlerin dikmiş olduğu bir fidanın ne derecede kök salıp sağlıklı bir ağaca dönüşmüş olduğunun en somut göstergesi olmaktadır.

Derneğimizin diğer bir özelliği de başlangıçtan bugüne kadar olan yönetim kurulu değişikliklerinin, herhangi bir çekişme veya olumsuzluk yaşanmaksızın daima gönüllülük esasıyla, barışçıl ortamlarda ve genel kurulların salt çoğunluklarla onayladıkları tek listelerle olagelmiş olmasıdır.

Sektörü bir makinaya benzetirsek sizce BEYSAD bu makinanın hangi parçası olur?

Burada makine kavramı biraz soyut duruyor… Ama söz gelimi sektörü bir arabaya benzetirsek BEYSAD bunun şanzımanı (vites kutusu) olurdu diyebilirim.

İş dünyasında sivil toplum kuruluşlarının önemi nedir?

İş dünyasında yer alan sivil toplum kuruluşları, haliyle aynı sektörün yönetici veya temsilcilerinin (BEYSAD, TAYSAD, TALSAD, İSİB, vb.) veya aynı yolun yolcularının (TÜSİAD, MÜSİAD, İKSV, KBGV, vb.) bir araya gelmeleriyle oluşmuş olan kuruluşlardır. Gene haliyle, ortak sorun veya çıkarların bireysel olarak savunulması yanında, bunların dernek marifetiyle toplu halde yapılması arasında; gerek bir an önce sonuçlara ulaşılabilmesi, gerekse alınan sonuçların çok daha niteliksel olabilmesi gibi farklılıkların olacağı tartışmasızdır. Burada gene en yakın örnek BEYSAD’dır…

Üyelerimizin BEYSAD’a üye olmakla elde edegeldikleri ihracat imkanları, sektör ve ana sanayilerdeki gelişmeler hakkında bilgilendirmeler, çeşitli etkinliklerden faydalanabilme, diğer üyelerle bir araya gelip iletişime geçebilme gibi olanakların yanı sıra; piyasada yalnız başlarına olmaları halinde, bu olanakların ne kadarına ve nasıl ulaşabileceklerine dair yapabilecekleri bir karşılaştırma, bir sivil toplum kuruluşu (STK) olan BEYSAD’ın ve onun özelinde diğer STK’ların iş dünyasındaki önemini yeterince öne çıkarabilecektir.

Genç liderler artık sahada. Aile işletmelerinin dinamiklerini de yakinen bilen biri olarak, ‘taze kan’ şirketleri nasıl değiştiriyor? Ve tabii ki STK’ları?

Her şeyden önce aile işletmelerinde yer alan bütün aile bireylerinin daima aynı sayfada kalarak birbirleriyle uyum içinde olabilmeleri çok önemlidir. Ülkemizde bu özellikleriyle öne çıkan ve bir sonraki aşama olarak kurumsallaşan veya bu doğrultuda yapılaşmaya çalışan çok olumlu örnekler olduğu gibi; bir süre çok başarılı olup da aile bireyleri arasındaki bazı anlaşmazlıkların öne çıkıp bunların yönetilememesi sonucunda tökezlemiş olan örnekler de mevcuttur.

Aile işletmeleri genellikle, bir aile önderinin girişimiyle oluşmuş, hızlı karar alabilen, hesabını kitabını iyi bilen, piyasadaki muhataplarında zaman içinde, “basiretli tüccar” misali belli bir güven oluşturabilmiş işletmelerdir.

Gönül ister ki, sağlam temeller üzerine kurulmuş olan başarılı bir aile işletmesi aynı yönetim anlayışı ve performansıyla kuşaklar boyunca devam etsin… Ancak, bu pek mümkün olmamakta ve haliyle, insan ömrünü aşan seneler içinde işletmenin ayakta kalabilmesi için tek çare “kurumsallaşma” olmaktadır. Yine, genellikle, kurucu aile bireyinin bir miktar yaş almış olduğu bir zamanda söz konusu olabilecek olan kurumsallaşma aşamasında, ailede işe sahip çıkabilen ikinci nesilden bir “taze kan” olabilmesi büyük şanstır. Bunun olmaması, yani kurumsallaşmanın gerçekleştirilememesi, hallerinde, kurucu birey ya işini tasviye edecek veya onu ucuz/pahalı satmak zorunda kalacaktır, ki her iki ihtimal için de bilinen örnekler vardır.

Teknolojinin hızla değiştiği, dijitalleşme, sürdürülebilirlik, hatta AI uygulamaları gibi yeni kavramların söz konusu olduğu ve kurucu bireyin anılan yeni kavramlarla nispeten mesafeli olabileceği günümüzde, ailedeki bir taze kanın bunlarla uyumlu olmasının yanı sıra, iyi bir tahsil görmüş olması da ayrı bir şans olacaktır.

Yukarıdaki tariflere uygun olabilecek bir taze kan, bilinen danışmanlık kuruluşlarından biriyle anlaşarak, kurumsallaşma aşaması için gerekli olan hukuki ve yönetimsel değişiklikleri gerçekleştirebilecektir.

Benzeri çıkarım, haliyle STK’lar için de geçerlidir. Bu tarafta da seneler içinde yenilenme durumunda olan yönetim kurulları olabildiğince “Taze kan”larla takviye edilmeli ve “Takviyeli” yönetim kurulları da üyelerini günün koşullarına uyum sağlayabilme doğrultusunda yönlendirebilmelidir. BEYSAD özelindeki “Genç BEYSAD’lılar” olgusuna da yönetim kurullarının zamanın gereksinmelerine yönelik güncellenebilmesi amacıyla yapılmış bir girişim gözüyle bakılabilir.

Türkiye ekonomisinde her şey çok değişken. Özellikle son dönemdeki faiz oranları ve döviz hareketleriyle işin geleceğini öngörmek oldukça zor. Türkiye’de başarılı, sağlam temeller üzerine kurulan bir şirket olabilmek için nelere dikkat etmek gerekir?

Bu sorunun cevabı şirket cinsinin (sanayi, hizmet, tarım, taşımacılık, finans, vs.) yanı sıra, şirket büyüklüğüne (şahıs/start-up, kollektif, limitet, KOBİ, A.Ş., holding, yerli/yabancı sermayeli, vb.) göre de değişebilir. Ancak bize göre, bütün girişimler için ortak olabilecek doğrular için kısaca şunlar söylenebilir:

Müşteri odaklılık: Yukarıda sıralandığı gibi, farklı cins veya büyüklükte olabilecek bütün girişimler, neticede ürettikleri mal veya hizmeti satmak durumundadırlar. Burada girişimci esas amaç olarak, para kazanmaktan ziyade müşteri memnuniyetini hedeflemeli, paraya esas işinin/uğraşısının bir “Yan ürünü” gözüyle bakabilmeli, hatta yeri geldiğinde bu amaç doğrultusunda bir süre zarar etmeyi bile göze alabilmelidir. Eğer müşteri varsa ve sürekliliği sağlanabiliyorsa “Yan ürün” de gelecektir.

Gelir/gider dengesi: Genellikle şahıs veya henüz kurumsallaşamamış aile şirketlerinde rastlanabilen en büyük yanlışlık, irade sahibinin şirkete giren paraya sanki kendi şahsi parasıymış gibi bakabilmesi ve onu şahsi mal-mülk, kat-yat alımlarında kullanabilmesidir. Bu anlayış, şirketi kısa zamanda iflasa sürüklemese bile onun güdük kalmasına sebebiyet verebilecektir. Oysa, basiretli bir karar verici, şirkette sanki bir emanetçiymiş veya profesyonel yöneticiymiş gibi davranabilmeli, paranın da şirketin verimliliğini artırıcı sürekliliğini ve büyümesini sağlayıcı yatırımlarda kullanılmasını önceleyebilmelidir. Elzem olmayan şahsi harcamalar ise, şirketin vergi sonrası hatırı sayılır temettü dağıtımı yapabileceği günlere ertelenebilmelidir.

Bireysel harcama zaaflarının pek söz konusu olmaması beklenen daha büyük ve daha profesyonelce yönetilen şirketlerde rastlanabilen en büyük yanlışlık ise; “Ayağını yorganına göre uzat” özdeyişi yerine, adeta “Borç yiğidin kamçısıdır” özdeyişine uyarak ve olası piyasa dalgalanmalarının da hep lehte gelişeceği varsayılarak yapılabilen “Daha fazla para kazanma” amaçlı yatırımlardır. Anılan yanlışlığın içine düşmüş olan bir şirket, ne kadar büyük olursa olsun ve kâğıt üzerinde ne kadar karlı görünürse görünsün “Alacakla borç ödenmez” kuralı uyarınca bir nakit akışı krizine kapılarak iflasa sürüklenebilmektedir.

O halde genel doğru olarak, küçük ölçekli şirketlerdeki bir karar vericinin, şirketin parasını kendi parası gibi görmeyip bireysel harcamalardan olabildiğince kaçınarak şirketin nasıl daha iyi olabileceğine odaklanmasını; orta ve büyük ölçekli şirketlerin ise, her şeyden önce şirketi olabildiğince seçkin/yetkin profesyonellerle donatmalarını ve gene olabildiğince danışmanlık ve denetim kuruluşlarıyla anlaşmalar yaparak onların bulgu ve tavsiyelerine kulak vermelerini önerebiliriz.

Sanayi üzerine çalışacak girişimciler için neler önerirsiniz?

Samimi olarak ve bugünün şartlarında, küçük sermayeli bir girişimcinin sanayi kapsamındaki bir işe soyunmasını tavsiye edemiyoruz… Bunun yerine, ayrıntılarına pek vakıf olmamakla beraber, IT, e-ticaret, lojistik, yazılım, hatta topraksız tarım gibi alanlar değerlendirilebilir.

Bugün, büyük sermayeli bir girişim adayı ise, zaten sanayinin S’sinden bile uzak duracaktır.

Avrupa’nın en gelişmiş beyaz eşya sektörüne sahibiz diyebiliriz. Beyaz eşya sektörünü ülkemizin öne çıkan sanayi alanlarından biri yapan şey sizce nedir?

Ülkemizdeki beyaz eşya gerçekliğinin ardında, Türk toplumuna özgü birkaç özelliğin bir arada olmasının yattığını düşünürüz…

En başta kalabalık ve genç nüfus dolayısıyla her sene yapılan çok sayıdaki evlilik… 2000 senesinde Milano’da katılmak durumunda kaldığım bir panelde senelik 500 bin civarı olan evliliklerin ülkemizin beyaz eşya üretimini destekleyen en büyük etken olduğunu söylediğimi iyi hatırlarım. Panel öncesi hazırlıkta Arçelik tarafından verilmiş olan bu bilgiyi; ülkemizde yaşanan krizlerde, mesela otomotiv ve inşaat sektörleri dibe vururken, niye beyaz eşyanın bunu hafif dalgalanmalarla atlatılabildiğinin bir açıklaması olarak kullanmış; gene çeyiz geleneğinden de bahisle, ez cümle “50’li 60’lı yılların çeyizlerinde dikiş makineleri popülerken, bugünün (yani 2000 yılı) çeyizlerinde buzdolabı başta olmak üzere artık birkaç beyaz eşyanın bulunması da gerekmektedir” demiştim.

Bugün eğer ChatGPT’ye sorarsanız, senelik evlilik rakamının 600 bine yakın olduğunu öğrenebilir ve 2000’den bu yana nüfus %26 artarken evlilik sayısının %20 artmış olduğunu hesaplayabilirsiniz. Beklendiği gibi, nüfus artışına göre evlilik oranındaki düşüklüğe rağmen evliliklerin hala ülkemiz beyaz eşya sektörünü desteklemeye devam ettiği söylenebilir.

İnsanımızın bir özelliği de ilk fırsatta başını sokabilecek bir yuvaya sahip olabilmektir. Yuvalar sahiplenildiğinde sıra yazlıklara gelmekte ve haliyle bu durum da beyaz eşya sektörünün bir diğer destekleyicisi olmaktadır.

Elbette, talebin olduğu yerde arz da olur… 60’lı yıllarda ve gümrük duvarları içinde başlayan Arçelik ve Profilo (92 sonrası BSH) üretimi beyaz eşyalar, bu günkü beklentilere göre çok mütevazi olmalarına rağmen, büyük rağbet görmüş, üretimler “Her mamul için bir fabrika” hızıyla artmış da olsa, insanlar paralarını peşin yatırdıkları beyaz eşyalara sahip olabilmek için sıralarda bekler hale düşmüşlerdir. Bu durum, haliyle yan sanayilere de alan açmış, onlar da ana sanayilerin beklentilerine uyum sağlamaya çalışmışlardır.

Özellikle 80’li senelerde Arçelik, yan sanayilerin ölçeklerini ve kalite bilinçlerini geliştirebilmek için uyguladığı eğitim faaliyetleri ve giderekten BEYSAD’ın oluşumunda oynadığı rolle sektöre damgasını vurmuştur. 80’li seneler sonuna doğru kurulmuş olan Vestel ise, yan sanayi portföyünü adeta gümüş bir tepsi içinde bulmanın avantajını iyi kullanarak, hızla ve rekabetçi fiyatlarla kendini kabul ettirip, piyasadaki yerini almıştır.

Ölçek ve kalite seviyesini geliştirirken, gümrük duvarları içinde olmanın avantajını iyi kullanmış olan beyaz eşya sektörümüz, 1996 yılı başı itibariyle yürürlüğe giren Gümrük Birliği anlaşması için ülkemizin en hazır sektörlerinden biri haline gelmişti. O kadar ki, ana sanayilerle yan sanayilerin adeta birbirlerine referans olup desteklemeleriyle ivme kazanan sektörümüz, bir yirmi yıl içinde, üretiminin %75-80’ini ihraç eder halde, Avrupa’nın en büyüğü konumuna yükselecekti… Kuşku yoktur ki burada, ülkemizin Avrupa’ya olan coğrafi yakınlığının sağladığı avantaj da öne çıkmıştır.

Sektörümüzün hızlı gelişmesinin ardındaki bir diğer etken de şüphesizdir ki Türk insanındaki “girişimci ruh”dur. Bugün sadece Almanya’da çoğunluğunu 2’inci ve 3’üncü nesil işçi çocuklarının oluşturduğu 200 bine yakın başarılı işletme olduğu ve buralarda milyonlarca Alman vatandaşının istihdam edilmekte olduğu bilinmektedir. Bir diğer gösterge de dünyanın en uzak ve en umulmadık yerleşkelerinde rastlanabilen “döner” ve “kebap” restoranlarıdır. Elbette bu özellik beyaz eşya sektöründe de kendini gösterecek, yurt genelinde irili ufaklı yüzlerce beyaz eşya üreticisiyle, binlerce yan sanayi şirketinin oluşmasının ana sebeplerinden biri olacaktı…

Son olarak, BEYSAD’a ve geleceğe bırakmak istediğiniz mesaj nedir?

Sanki “Giderayak bi diyeceğin var mı” gibilerden bir soru oldu bu, alınsam mı bilemedim, ama neyse… 😊

BEYSAD, 200’ü aşkın üyesiyle artık 33 yaşında ve örnek alınmaya değer bir dernek, bir STK olmuştur. Yukarılarda da işaret ettiğimiz gibi, bunca yıl boyunca kavgasız gürültüsüz gerçekleştirilen yönetim değişiklikleriyle, ana sanayilerle üyeler arasında kurulan olumlu köprülerle, sektörel toplantılar ve OzUBEX misali uygulama ve eğitim faaliyetleriyle, misyonunu yerine getirmiş ve getirmeye devam etmektedir…

Geleceğe dönük dileğimiz ve beklentimiz o dur ki, üyelerimiz aynı kararlılık ve anlayışla derneklerine sahip çıkmaya devam etsinler ve daha onlarca yıl boyunca sektördeki BEYSAD gerçekliliğinin devam etmesini sağlasınlar…