1991 İstanbul doğumluyum. Sultanahmet End. Meslek Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Arel Üniversitesi’nde Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünü tamamladım. 2000 yılında şirketleşerek faaliyet gösteren, birçok sektöre metal, plastik ve montajlı parça üretimi yapabilen Kahraman Kalıp firmasında Proje Sorumlusu görevim ile elimden geldiğince firmamızda katma değerli projeler üretmeye çalışıyoruz. BEYSAD bünyesinde olmaktan ve bu çatı altındaki diğer firmaların kimisi ile müşteri, kimisi ile tedarikçi olarak ilişki içinde olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.
Gerçek girişimcinin tanımını nasıl yaparsınız, en önemli kriter nedir? Yurt dışındaki girişimcilerle kıyaslama yapıldığında ne gibi farklılıklar veya benzerlikler var? Peki, girişimcilerin yöneldikleri alanlar dikkate alındığında sizce başarının ve hatanın temelini neler oluşturuyor?
Bence gerçek girişimci, sadece sermaye koyan değil; risk alabilen, problem çözebilen ve değişime hızlı adapte olabilen kişidir. Özellikle sanayi sektöründe girişimcilik, çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar kolay değildir. Bir ürün ortaya koyabilmek için teknik bilgi, operasyon yönetimi, insan ilişkileri ve kriz yönetimi aynı anda yürütülmelidir. Bu nedenle girişimcinin en önemli kriterinin “istikrarlı mücadele gücü” olduğunu düşünüyorum.
Yurt dışındaki girişimcilere baktığımızda sistemin daha oturmuş olduğunu görüyoruz. Finansmana erişim, teknoloji yatırımı, marka bilinci ve kurumsallaşma süreçleri daha güçlü ilerliyor. Türkiye’de ise girişimci çoğu zaman aynı anda hem üretici hem satışçı, hem finansçı hem de kriz yöneticisi olmak zorunda kalıyor. Bu durum zorlayıcı olsa da Türk girişimcisinin reflekslerini ve çözüm üretme becerisini oldukça geliştiriyor.
Başarının temelinde genellikle sürdürülebilirlik ve uzmanlaşma yatıyor. Her alana dağılmak yerine belirli bir konuda derinleşen firmalar uzun vadede daha sağlam ilerliyor. Hatanın temelinde ise hızlı büyüme isteğiyle altyapıyı ihmal etmek, plansız yatırım yapmak ve değişen teknolojilere adapte olamamak bulunuyor.
Şirketlerde şu an dört kuşak bir arada başarıyla çalışabiliyor. Bunun artıları elbette çok ama bu konuda kurumsal verimliliğin sağlanması ve kuşaklar arası etkileşimin artırılması için olmazsa olmazları anlatır mısınız?
Bugün sanayi firmalarında aynı anda çok farklı jenerasyonlar birlikte çalışıyor. Bu, aslında büyük bir avantaj. Çünkü tecrübeyle dinamizm aynı ortamda buluşuyor. Eski kuşakların saha deneyimi ve kriz yönetimi gücü, genç neslin teknolojiye yatkınlığı ve hızlı adaptasyon becerisiyle birleştiğinde çok güçlü bir yapı ortaya çıkıyor.
Ancak bunun sağlıklı ilerleyebilmesi için iletişim kültürü çok önemli. Genç çalışanların fikirlerini rahatça ifade edebildiği, deneyimli çalışanların ise bilgilerini aktarabildiği bir ortam oluşturulmalı. Sadece “iş yaptıran” değil, aynı zamanda gelişim sağlayan şirketler daha verimli hale geliyor.
Bence kuşaklar arası etkileşimin en önemli noktası karşılıklı saygı. Gençlerin tecrübeyi küçümsememesi, büyüklerin de yeni neslin bakış açısını anlamaya çalışması gerekiyor. Özellikle dijitalleşme sürecinde bu denge çok daha kritik hale geldi.
Sizin bu süreciniz nasıl gerçekleşti?
Ben açıkçası kendimi bildim bileli bu işin içindeyim diyebilirim. Firmamız aslında 1996 yılında küçük bir atölye olarak başlamıştı. Ben o yakın yıllarda yani yaklaşık 7-8 yaşımda bile babamla beraber işe giderdim. Babam atölyede kendi işini yapar bende kenarda bir tahta parçasına çivi çakıp oyun oynardım. Ortaokul ve lise dönemlerimde her tatil dönemlerinde firmada ve her sene farklı bir bölümünde babam yer almam için beni yönlendirdi. Şu andaki konumum ve bilgim tamamen babamın beni yönlendirme (zorlaması 😊) sayesinde oluştu diyebilirim. Günümüzde biz 2 ayrı kuşak olarak birçok konuda ortak fikirde buluşabiliyor ve ortak dili konuşabiliyoruz. Elbette örtüşemediğimiz noktalar oluyor fakat bir şekilde yine de birbirimizi dinleyerek mantıklı olanda birlikte karar kılıyoruz diyebilirim.
Genç nesilde çalışan sirkülasyonu çok fazla. Sizce nedir bunun alametifarikası, özetler misiniz? Sizin gözlemleriniz ve tanık olduklarınız hangi sonuçları ortaya koyuyor? İyileştirmelerin hangi alanlarda ve nasıl yapılması gerekiyor?
Yeni nesil çalışanlar artık sadece maaşa odaklanmıyor. Kendini geliştirebileceği, değer göreceği ve aidiyet hissedebileceği ortamlar arıyor. Eğer çalışan yaptığı işin bir parçası olduğunu hissetmiyorsa çok hızlı şekilde farklı seçeneklere yöneliyor.
Özellikle gençlerde “anlamlı iş yapma” isteği çok arttı. Sürekli aynı işi yapan, gelişim imkânı bulamayan çalışanların şirkete bağlılığı azalıyor. Bunun yanında dijital dünyada fırsatların görünürlüğü arttığı için insanlar alternatifleri çok daha kolay görebiliyor.
Benim gözlemim şu: Genç çalışanları elde tutabilen firmalar, sadece ücret veren değil; eğitim sağlayan, fikir dinleyen ve gelişim fırsatı sunan firmalar oluyor. İyileştirmenin temel noktası iletişim ve kariyer planlaması. İnsanlar geleceğini göremediği yerde uzun süre kalmak istemiyor.
Sizce çevresel sürdürülebilirlik ülkemizde doğru anlaşıldı mı? Bu konuda başarıya nasıl ulaşabilir, iyileştirmeleri nasıl yapabiliriz? Yeni nesil bu konuda neler söylüyor, bakış açılarını özetler misiniz?
Türkiye’de sürdürülebilirlik konusu giderek daha fazla gündeme geliyor ancak hâlâ birçok yerde bunu sadece “zorunlu prosedür” olarak gören bir yaklaşım mevcut. Oysa sürdürülebilirlik sadece çevreyi korumak değil; enerji verimliliği, kaynak yönetimi ve uzun vadeli üretim güvenliği anlamına geliyor.
Özellikle sanayi tarafında atık yönetimi, enerji tüketimi ve verimli üretim süreçleri artık rekabet avantajı haline geldi. Avrupa ile çalışan firmalar için bu konu artık bir tercih değil, zorunluluk.
Yeni nesil bu konuda çok daha bilinçli. Özellikle üretimin çevreye etkisi, geri dönüştürülebilir malzemeler ve enerji tüketimi konusunda daha hassaslar. Bence gelecekte çevresel sürdürülebilirliği önemsemeyen firmaların marka değeri ciddi şekilde zarar görecek.
Başarılı dijital dönüşüm ne demek ve buna hazır mıyız? En basit ifadeyle Skype veya Teams ile görüşme yapmak, dijital dönüşüme ayak uydurmak mı demek? Bunları eskiden de yapıyorduk, neler değişti ve farklılaştı?
Dijital dönüşüm sadece toplantıları online yapmak değildir. Asıl dönüşüm; verinin yönetilmesi, süreçlerin dijitalleşmesi ve karar mekanizmalarının hızlanmasıdır. Eskiden dijital araçlar yardımcı sistemlerdi, bugün ise işin merkezine yerleşmiş durumda. Artık üretim planlamasından kalite kontrol süreçlerine, stok yönetiminden müşteri ilişkilerine kadar her şey veri odaklı ilerliyor.
Sanayide dijital dönüşüm; CAD/CAM altyapıları, ERP sistemleri, otomasyon, yapay zekâ destekli analizler ve üretim takibi gibi alanlarda kendini gösteriyor. Bence Türkiye’de bu dönüşüm başladı ancak özellikle KOBİ tarafında hâlâ ciddi gelişim alanı var. Teknolojiye yatırım kadar, insan kaynağını bu dönüşüme hazırlamak da çok önemli. Biz Kahraman Kalıp olarak 2016 yılında ERP sistemini kendi içimizde başlattık ve operasyonel olarak devreye almamız, stokların takip edilebilirliği, personellerin sisteme alışması ancak 2 sene sürdü. Fakat şu anda bu sistem sayesinde birçok sektöre izlenebilirlik anlamında hem proses, hem kalite, hem muhasebe açısından geriye dönük veri işleyebiliyoruz.
Dijital çağın tüm olanaklarından yararlanıyor, Metaverse ve AI ile yüz yüze geliyoruz. Dijital dönüşüm çağında, dijital dönüşüm odağında çalışmalar gerçekleştirmenin kaçınılmaz olduğu bir çağda sanayici olmanın avantajları ve dezavantajları nelerdir?
Bugün sanayici olmak artık sadece üretim yapmak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda teknolojiye yatırım yapmak, veri yönetmek ve hızlı adapte olmak gerekiyor. Avantaj tarafında çok büyük fırsatlar var. Yapay zekâ destekli tasarım süreçleri, otomasyon sistemleri, dijital simülasyonlar ve hızlı prototipleme gibi teknolojiler üretim hızını ve kaliteyi ciddi şekilde artırıyor. Özellikle 3D tasarım ve eklemeli imalat teknolojileri birçok sektörü dönüştürmeye başladı.
Dezavantaj tarafında ise dönüşüm hızına yetişme baskısı bulunuyor. Teknoloji çok hızlı değişiyor ve özellikle KOBİ’ler için yatırım maliyetleri ciddi bir yük oluşturabiliyor. Bunun yanında nitelikli teknik personel bulmak da giderek zorlaşıyor.
Ancak şunu net söyleyebilirim: Dijital dönüşüme adapte olamayan üretim firmalarının gelecekte rekabet gücünü koruması çok zor olacak.
Savaşlar, karşıt güç dengeleri, kıtlık-su sorunu veya dünyayı etkileyen pandemi gibi nedenler geleceği nasıl değiştirdi? Siz geleceği nasıl değerlendirirsiniz?
Son yıllarda yaşanan pandemi, savaşlar ve küresel krizler bize şunu gösterdi: Dünya artık çok daha kırılgan ve aynı zamanda çok daha bağlantılı bir yapıya sahip.
Özellikle tedarik zinciri krizleri sanayicilere yerli üretimin, esnek üretim altyapısının ve hızlı adaptasyonun ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Artık sadece ucuz üretim yapmak yeterli değil; sürdürülebilir, güvenilir ve hızlı üretim yapabilmek gerekiyor.
Ben, gelecekte üretim gücü olan ülkelerin daha avantajlı olacağını düşünüyorum. Türkiye’nin bu noktada önemli bir potansiyeli var. Genç nüfusumuz, üretim kültürümüz ve stratejik konumumuz büyük avantaj sağlıyor.
Önümüzdeki dönemde teknoloji ile üretimi birleştirebilen, sürdürülebilirliği önemseyen ve insan kaynağına yatırım yapan firmaların çok daha güçlü hale geleceğine inanıyorum.